
Demir Kapı Sesi
Yavuz Gezer
DEMİR KAPININ SESİ
Bilinmez ki sol kaştaki yara izi
Mutlu sandığınız insanların, gülen gözlerinin derinliğinde saklı olan hüzünleri bilemezsiniz.
Bir kimsesiz, bir öksüz, bir yetim hikayesi anlatıldığında ya da bunlardan biriyle karşılaştığımda; sebebini bilmediğim bir sıkıntı oturur yüreğime, hüzünlenirim.
Gözlerimi yakar gözyaşlarım...
Gözümün önünde, bir fotoğraf karesinden çıkacaklarmış gibi beliren Kıymet ve Ahmet kardeşler. Ahmet'in çenesindeki yara izine dokunuyormuşum canlılığında...
Yetiştirme yurdunun iki nadide çiçeği. Sınıf arkadaşlarım soy isimlerini hatırlayamadığım, Kıymet ve Ahmet.
Sanırım annelerinin vefatı sonrası babası tarafından devletin şefkatli kollarına teslim edilmişlerdi. Zaman zaman babaları tarafından ziyaret edilen bu iki küçük yavru...
Küme çalışmalarında, özellikle, onların olduğu kümede olmaya gayret ederdim. Hatta haksız yere suçlandığında Ahmet, düşünmeden korumacılığına soyunurdum.
N...t ile kavgamın ve ona karşı kalbimin doğrulmayışı işte böylesine haksız bir suçlamaydı. Mizacım gereği kavgacı bir yapım olmamasına rağmen, O'nu her gördüğümde bir bahane uydurur ve canını acıtırdım. Bu davranışımı bugün onaylamasam da...
Sanki Ahmet'e yapılan haksızlığı taksitlendirerek adalete tevdi ediyorum gibi gelirdi o zamanlar...
Her 'anne' ve 'baba' sözcüğünün zikredildiği yerden yavaşça uzaklaşmama neden olan, o öksüzlüğü ve yetimliği yaşadım. Gözyaşlarımı içime akıtarak...
Unutmak istesem bile nenem (babaannem) ve büyük babamın çığlığını asla unutamadığım, hüzün kokan, dokunaklı aile hikayemde. Uçurumların derinliği ile sınanmışçasına...
Buna rağmen babaannemin sabrı fısıldayan erdemli davranışı, hayata karşı heyecanımı diri tutan bir arzunun kaynağıydı.
Hayat kendi bildiğince aktı... Ve ben yaşamın iyi ve kötü yanlarını bilen, tecrübe sahibi bir kimlik edindim. Buna rağmen 'elinde fener, dolanıp duran Diyojen misali iyi insan arayışında oldum hep.
Buldum! buldum sandım, yanıldım...
Yine de bulduklarımla mutlu oldum. Onları olduğu gibi kabul ettim." Kusursuz dost arayan, dostsuz kalır!" sözünden hareketle.
Tabii ki dost ve arkadaşlarım da benim için aynı şeyi düşünmüşlerdir. Beni hata ve sevaplarımla kabul edenler, halen benimle birlikteler. Diğerleriyle yolumuz ayrıldı. Normal olan da bu değil mi?
Bazen gerçekten seviyorsan bırakıp gidebilmelisin...
Hani "bir pencereden bakıp geçtiğin zaman" kadar olan bir ömürde.
Dizi ve filmlerde hayatımıza dokunanlar olur zaman zaman, onlar da kendimizi bulduğumuz...
Bazılarının kahramanıdır onlar, ya da ailenizden birilerinin fiziksel benzerlikleriyle sizinle özdeşleştirdikleri...
Mutlu geçmişleri olduğunu düşündüğünüz bu insanlardan bazılarının bir an için hayatlarına dokunmak istediğimizde:
"Benim annemle babam, ben işte küçükken, altı yaşındayken falan...
Bir süre bir ayrı kaldılar. Annem Ankara'ya gitti. Kız kardeşimi aldı, ben babamla burada kaldım. İstanbul'da...
Ee tamam babam bir süre sonra bakamadı bana. Hani hem çalışıyor hem işe gidiyor geliyor. Küçücüğüm yani... Mecbur kalıp beni yetiştirme yurduna verdi.
Bakırköy Akıl Hastanesi’nin yanındaydı. Öyle hatırlıyorum. Beni oraya verdi. Bakamadı bana gerçekten.
Bir kız vardı orada, yetiştirme yurdunda. Onun hiç, annesi, babası, hiç kimsesi yoktu. Hiç! Kimsesizdi...
Onu salıncakla sallıyordum. Ben sallarken o geldi burama vurdu". Eliyle sol kaşını gösteriyor. "Buram yarıldı. İşte aldılar beni, götürdüler. Bakırköy Akıl Hastanesi'ne. Orada diktiler burayı. O zaman da estetik dikişler yoktu. Ve işte sarıyorlar ya sargı beziyle...
Sanki beyin ameliyatı geçirmişim! Böööyle sarmışlar.
Babam geldi, bu sargıyı gördü kafamda. Hemen gitti babam eşyalarımı topladı benim. O DEMİR DOLAPTAN! Demir dolabın son kapanma sesini hiç unutmam!!!" Gülümsüyor. "Çünkü orada anlamıştım, babam boşaltmış beni götürüyor diye”.
“Aldı beni götürdü. Hemen gittik Haydarpaşa'ya. Trene bindik hemen. O gün, o gece yani ...
Annemi aldık, barıştılar geri geldik!" Sol kaşını gösteriyor. "Şunun yüzünden ya! şunun yüzünden.
Biz döndükten sonra İstanbul'a ben babama dedim, baba onu bir araştıralım. Hani onu alalım. Belki alabilirsek... Bir can! Ne var ki doyar yani. Biz doyarsak o'da doyar.
Babam gitti bir baktı. Ama onu almışlardı. Birileri, evlatlık almışlar.
İnşallah mutludur. İnşallah bunu izliyorsa beni hatırlıyordur." Gülümsemesi tüm yüzüne ve gözlerine yansıyor ERKAN PETEKKAYA'NIN ve tekrar ediyor. "Çok teşekkür ediyorum, Çok teşekkür ediyorum." diyor ve eli tekrar sol kaşına gidiyor. Işıklı bir gülümseme ve hafif bir kahkaha ile" ÇOOOK TEŞEKKÜR EDİYORUM, BENİM BURAMI YARDIĞIN İÇİN!